20 Ağustos 2015 Perşembe

Dram...

Yeni işin ilk günleri...

Yenilikler dönemi. Bir Kasım günü. Davanın üzerinden geçmiş koca 1 sene ve fazlası...

Ne bir adım ileri gidebilmişim, ne de bir adım geri. Kendi davamdan geçmişim; babamın kaybettiklerinin peşine düşmüşüm. Gençliğim gidiyor oysa. Birini yeniden sevmeye dair umutlarım var bir de endişe ile sarılmış cesaretim. Çünkü her an, o en çok korktuğum ile yüzleşebilirim. 

Hep gizli saklı duygular, liseli kızlarınki gibi. Flört yasak, aşık olmak suç. Kimseye de kabul ettiremiyorum zaten. Diyemiyorum; kırık kolum-kanadım. Unuttum kadın olmayı, genç kızlığı yeni geçmişken karaları bağlamamı bekledi eş-dost-akrabam. Diyemedim ki; benim ben, Neslihan. Bırakın sevsin biri beni, kırık yanlarımı, egolarımı, duyguları iyileştirmese de yamalasın en azından. 

Dört tarafı suyla çevrili bir Adadaydım ben, Sonbaharda. Suları derin Adanın, yüzme bilmiyorum. Karaya ulaşmak için de yok hiçbir vasıtam. Esaretim kendime, esaretim içimde gizlediklerime. 

Daha ben kendimi ikna edememişken bir rüzgarla oradan gidebileceğime; oradan buradan bir iki kare ile dedi ki bana; yakalandın sonunda. Kaçmıyordum ki.... Neden kaçacaktım zaten? Ne kaçmaya, ne saklanmaya, ne de kendimi savunmaya halim yoktu ki sonra.

Yıkıldım, küçük evde bir koltuğun üzerine. Açık değil televizyon, tam karşımda. Ama ben izliyorum,bir kadın oynuyor başrolde. Senaryo, bitmeyen bir dram. İçerde uyuyan bir Masal.  Ağlıyorum. Ya onu benden alırlarsa?

Birazı pişmanlık hissettiklerimin, neden? Üzerime atılan çamur çıkar mı saatlerce suyun altından çıkmasam? Kalkamıyorum ki çakılıp kaldığım yerden. Sesi kulağımda hala kızımın: Almasınlar beni senden.... 2,5 yaşında daha, nereden bilecek ne demek ayrılmak? Ağlıyor işte içten içten. Ona bugüne kadar verdiğim en büyük zarar! Saatler geçti bence ömre bedel. Belirsizliği kovalıyor akreple yelkovan, durmadan.

Kapım açıldı. Bir kadın girdi içeri, biraz bana benzeyen. Daha önce anlattıklarımdan. Kalk dedi buradan. Bir daha doğmayacaksın, bir daha olmayacaksın bu yaşlarda, hayat sadece bu an! Sevdiklerin öldü kollarında daha sen vedalara hazırlanmadan. Ara dedi onu, sor ne istiyor daha senden? Kolay mı bir bebeği almak Annesinin koynundan. İkna eden o olmadı beni. 

Telefonda duyduğumdu ne gereksiz bir savaşta olduğumu beynime kazıyan. Seçenekti bana sunulan; benim şu an yazmaya utandığım. Saraylar versen, geçtiğim yollara dünyanın en pahalı çiçekleri sersen, dört bir yanımı mücevherlerle çevrelesen, kızım yoksa eğer; gülemem ki ben. Düşünmedim bile. Kendime yakıştıramadım, pazarlığı. Hadi dedim affettim seni, herkes yoluna... Çok sürmedi imzaladım birşeyler. Bitti Gitti. 

Saklayacak, utanacak, gizlenecek birşeyim yok. Açıldı bir kere bu Masal, anlatacaklarım var. Evet, ben sevmiştim de birini. Pek çok şeyi sever gibi hem de. Sonrasını öğrenecek devamını okuyan.

Sevmek değil ayıp, değil günah.

Seven kalplere yakıştırdığınız ayıplar sizi günahkar yapan. 

Ve ben...

Ben hiç günahkar olmadım....






19 Ağustos 2015 Çarşamba

Başladım...

Bana dedi ki: "Kanserim! Bir süre evden gitmem gerek, tedavi olmalıyım""

Onun kendine yakıştırdığını ben daha kimselere yakıştıramadım, yıkıldım!

Ne bir çorap, ne bir kazak, herşey asılı kaldı bıraktığı yerde aylarca. Büyüdü ama kızım, sütüm azaldı. Büyüdü acım, inancım azaldı.

Kapının önüne bırakılan alışveriş poşetleri de gördüm ben, paspasın altına gecenin bir yarısı, sadaka niyetine bırakılan paralar da! 

Öldürmedi kanser, olmayınca öldürmüyormuş meğer! Lüks arabalara sebep oldu yan etki olarak, evin faturaları dahi ödenmezken! 

İmitasyon olan giydiği tişört değildi, kalbiydi! Kirlenmişti bir kere... İyileşsin diye dua eden bir kadınla bebeğini, binbir gece yalanlarıyla zindana atan bir vicdanın karasıydı, oturan gözlerine... 

Bitmişti bile... Hem de çoktan... Geçince aylar, cevapsız kalınca sorular, uyunamayınca uykular; aydınlandı zihnim de... En yakınım sandıklarımdan gizlediklerim, geldi dile. Şahit oldular, yemediğim her lokmaya, her lokmada tükenişime, konuşmadılar. Konuşacakları başkaymış, öğrendik mahkemede!


Bir çanta dolusu para, bir lüks araba, az biraz fiyaka, üç beş de avcı hatun bulunca, adam olunur mu bu devirde?

Beklerken ben, git dediler bana evden, süren doldu! Çocuğunu mağdur etmeyeceğine yemin eden Adam, kanserli hali ile tam da bize ev tutacakken kalp krizi geçirdi aniden! Yersen... Ben hastanede ararken onu, çıkıverdi bir gece klubünden... Tam bir Yeşilcam entrikasıydı sergilenen! 

Toplandık mecbur, sattık eşyaları, dağıttık ona buna, minicik bir kız çocuğu kucağımda. Babamın evine yollamaya çabalarken o, beni, kurdum kendime bir yuva! Ben evi değil, hayallerimi yıkıp geçerken haberi bile olmadı! Kızım gece ateşlendi, haberi olmadı. Bahçenin ortasına geçip onun yolunu gözledi, haberi olmadı. Düştü, ağlamadı,  haberi olmadı. İstediği alınamadı, haberi olmadı. Korktu, omzunu aradı, haberi olmadı. Kırıldı, incindi, haberi olmadı. Anne işe gitme diye boynuma sarıldı, haberi olmadı. Bisiklete hiç binmedi, haberi olmadı.. Büyüdü 5 yaşına geldi, haberi olmadı!

Bu kısmını hiç anlatmadım ben bu Masal"ın... Hep bundan sonrası yazıldı benim için. O evde 9 ay neler yaşadım, bırakın yazmayı daha kimseye anlatmadım! Neden?? Bilmem...

Belki de affettiğimden.

Ama birileri affetmesin bence, benim yerime... Bilsin herkes. Utanmadan mahkemeye çıkıp yalancı şahitlik yapanı da, işbirlikçi olanı da, kalbini satılığa çıkaranı da... En çok da ; utanmadan, Yıktığı evin üzerine ev kuranı, Babalığı  parayla satın almaya kalkanı, kendi gölgesinden dahi korkanı, yine yeniden bir başkasını kandıranı!

Bir ömür geçirmek için yemin ettiğimden, kardeş dediğimden- sığındığımdan yediğim kazıktan bu denli tokum ben, inanmalara...

Diyeceğim şu ki; yaşadıklarım bunlar! Eksiği çok, fazlası hiç yok. Değişmez bazı şeyler; saf-yalın-sadece Anne"yim ben ve herkes kendi kalbinin ekmeğini yer! 

Cennetle Cehennem değil uzakta, hepsi bu dünyada... 

Ben izleyeceğim hepsini çooook uzakta!

Selametle:)