26 Ocak 2018 Cuma

Şiir...









''Ben" Kapalı uzun bir heceydim,
yeni bir kelimeye yüklememek için anlamları, 
Seni hep yumuşak bir g ile bitirdim.... 

"Sen" Açık ve kısaydı ismin, birleştirip kendimle,sana bir buçukluk bir söz ile seslendim: Aşk! .... 


"Sen ve ben" birbirinin peşinde ahenkli, birlikte ulama, yan yana bir musiki... Anlamları aynı, yazılışları farklı iki kişi,


"Biz": Yükte hafif, manada ağır,
Tam Kafiyeli,
Bazen serbest, bazen aruz, 
Ölçüsü kaçık biraz,
Birlikte bir beyit,
Lirik,
şiirin konusu bir nevi!

Ve yine "ben"
Şairin kalemindeki son mısra gibi,
Kıyamadan,
Sevdim seni! 

N.K.

3 Ağustos 2016 Çarşamba

Sol Yanım...

Sağ tarafa herkes,
Sen soluma...
Kalbimin yanına...
#obirmasal



x

23 Kasım 2015 Pazartesi

''ANNE''...

Biz kadınların canları pek tatlıdır. Tatlıya düşkünlüğümüz de belki bundan. Tırnağımız kırılır, oflarız. Saçımızın rengini, modelini, boyunu dert eder, poflarız. Özene bözene hazırlandığımız bir yerde biriyle pişti oluruz, çatlarız. Hayatımızdaki erkek bir özel günü unutur, olayı bine katlarız. Her ay ortalama bir hafta yaklaşanı yakarız. Evin temizliğinden, çamaşırdan, ütüden, yemekten, sorumluluktan, zorunluluktan söylenip dururuz. Tv'de diziye kızarız, başrol oyuncularını evimize misafir eder,onlarla yatar onlarla kalkarız. 

Bazılarımız...

Tatlıya düşkün değiller. 

Tırnakları kırılsa da dert etmezler, oyunda olmuştur, bir sonraki manikür ziyaretine fırsat bulana kadar hepsini kısacık keserler.

Saçlarını sürekli değiştirirler; bazen bellerine kadar olur, bazen kısacık. Hayatın şekilden ibaret olmadıklarını anladıklarından beri, değişim vazgeçilmezleri olmuştur, tek birşeyden vazgeçemezler...

Özene bözene bir yere hazırlanamazlar, çoğunlukla öyle geniş vakitleri yoktur. Hep yanlarına almaları gereken yedek çantaları vardır. Topuklu ayakkabıları bir süre dolapları süsler, bakar bakar iç çekerler. Denge gereklilik olduğundan, spor ayakkabıdan vazgeçmezler. Kiminle pişti, okey, o, bu, şu olduklarınu da hiç önemsemezler. Çünkü zaten surette değil de içerde hepsi ''bir''ler.

Bir erkeğe ihtiyaçları olmadan yaşamayı öğrendiklerinden, olayları ancak; ampulu değiştirmek, düşen perdeyi yerine vidalamak, maktapla bir delik açıp o çok beğendikleri tabloyu takmaktan ibaret. En fazla İngiliz Anahtarına söylenebilirler o güne kadar hiçbir işe yaramadı diye ve bin tane çamaşırı bine katlarlar, olması gereken rafta dursunlar diye.

Temizlik, çamaşır, ütü, yemek günlük sıradan rütinler. Aynı zamanda, aynı gün içinde doktor, öğretmen, hemşire, işçi, ressam, ayakkabı boyacısı, kuaför, garson, dansçı, hakem hatta belki overlokçu olmaları gerektiğinden söylenmezler, zevkle yaparlar. Çünkü hizmet'tir yaptıkları bir Aşk'a , gönülden gelerek.

Evlerinde gündüzleri Prenses Sophia'yı çaya çağırır, öğlenleri  Hello Kitty ile diğer kedilerin gelişimlerine nasıl destek olabileceklerini konuştukları paneller düzenler, akşamları Küçük Prens ile Galaksiler arası gezintiye çıkıp uykuya giderler. Pamuk Prenses ile Sindirella'nın kan kardeş olduğu, Rapunzel'in Kırmızı Başlıklı Kız ile karavana atlatıp gezmeye çıktığı bu Dizi türünde sinirler de pek gerilmez haliyle.

Bir yeri atladım mı?
Aslında atlamadım...
Bazılarımızın o her ay ortalama 1 hafta yaşadıklarını; bazılarımız günün birinde; normal şartlarda 9 ay 10 gün hiç yaşamazlar. Mercimek tanesi büyüklüğünde birşeye kan verirler, can verirler. Önce mideleri bulanır, başları ağrır, canları birşeyler çeker, onlarca kilo alırlar.Koskocaman karınlarıyla hiçbir yere yatamazlar, yatsalar uyuyamazlar. 37 numara ayakları 41 numara ayakkabılara sığmaz, Heryerleri çatlar, umurlarında olmaz. Doğumda ölümden dönerler, narkozdan çıkmadan gözlerini açar çocuklarını kucaklarına isterler. Meme uçları yara olur, kanla dolar, emzirmekten vazgeçmezler. Görüntü zaten bozulur da onu da kim takar?? 2 sene boyunca her gece 2 saatte bir uyanıp, uykularını hiç, sütlerini helal ederler. 2 senenin sonunda sütleri aka aka takar çantayı işe giderler, peşlerinden ağlamasın bebekleri diye kan oturur gözlerine, göstermezler...

O kadınlara ''Anne'' denir. 

Düşkün oldukları tek şey Çocuklarıdır.

Canları ancak Annelikleri ile yakılır....

Teşekkürler....

20 Ağustos 2015 Perşembe

Dram...

Yeni işin ilk günleri...

Yenilikler dönemi. Bir Kasım günü. Davanın üzerinden geçmiş koca 1 sene ve fazlası...

Ne bir adım ileri gidebilmişim, ne de bir adım geri. Kendi davamdan geçmişim; babamın kaybettiklerinin peşine düşmüşüm. Gençliğim gidiyor oysa. Birini yeniden sevmeye dair umutlarım var bir de endişe ile sarılmış cesaretim. Çünkü her an, o en çok korktuğum ile yüzleşebilirim. 

Hep gizli saklı duygular, liseli kızlarınki gibi. Flört yasak, aşık olmak suç. Kimseye de kabul ettiremiyorum zaten. Diyemiyorum; kırık kolum-kanadım. Unuttum kadın olmayı, genç kızlığı yeni geçmişken karaları bağlamamı bekledi eş-dost-akrabam. Diyemedim ki; benim ben, Neslihan. Bırakın sevsin biri beni, kırık yanlarımı, egolarımı, duyguları iyileştirmese de yamalasın en azından. 

Dört tarafı suyla çevrili bir Adadaydım ben, Sonbaharda. Suları derin Adanın, yüzme bilmiyorum. Karaya ulaşmak için de yok hiçbir vasıtam. Esaretim kendime, esaretim içimde gizlediklerime. 

Daha ben kendimi ikna edememişken bir rüzgarla oradan gidebileceğime; oradan buradan bir iki kare ile dedi ki bana; yakalandın sonunda. Kaçmıyordum ki.... Neden kaçacaktım zaten? Ne kaçmaya, ne saklanmaya, ne de kendimi savunmaya halim yoktu ki sonra.

Yıkıldım, küçük evde bir koltuğun üzerine. Açık değil televizyon, tam karşımda. Ama ben izliyorum,bir kadın oynuyor başrolde. Senaryo, bitmeyen bir dram. İçerde uyuyan bir Masal.  Ağlıyorum. Ya onu benden alırlarsa?

Birazı pişmanlık hissettiklerimin, neden? Üzerime atılan çamur çıkar mı saatlerce suyun altından çıkmasam? Kalkamıyorum ki çakılıp kaldığım yerden. Sesi kulağımda hala kızımın: Almasınlar beni senden.... 2,5 yaşında daha, nereden bilecek ne demek ayrılmak? Ağlıyor işte içten içten. Ona bugüne kadar verdiğim en büyük zarar! Saatler geçti bence ömre bedel. Belirsizliği kovalıyor akreple yelkovan, durmadan.

Kapım açıldı. Bir kadın girdi içeri, biraz bana benzeyen. Daha önce anlattıklarımdan. Kalk dedi buradan. Bir daha doğmayacaksın, bir daha olmayacaksın bu yaşlarda, hayat sadece bu an! Sevdiklerin öldü kollarında daha sen vedalara hazırlanmadan. Ara dedi onu, sor ne istiyor daha senden? Kolay mı bir bebeği almak Annesinin koynundan. İkna eden o olmadı beni. 

Telefonda duyduğumdu ne gereksiz bir savaşta olduğumu beynime kazıyan. Seçenekti bana sunulan; benim şu an yazmaya utandığım. Saraylar versen, geçtiğim yollara dünyanın en pahalı çiçekleri sersen, dört bir yanımı mücevherlerle çevrelesen, kızım yoksa eğer; gülemem ki ben. Düşünmedim bile. Kendime yakıştıramadım, pazarlığı. Hadi dedim affettim seni, herkes yoluna... Çok sürmedi imzaladım birşeyler. Bitti Gitti. 

Saklayacak, utanacak, gizlenecek birşeyim yok. Açıldı bir kere bu Masal, anlatacaklarım var. Evet, ben sevmiştim de birini. Pek çok şeyi sever gibi hem de. Sonrasını öğrenecek devamını okuyan.

Sevmek değil ayıp, değil günah.

Seven kalplere yakıştırdığınız ayıplar sizi günahkar yapan. 

Ve ben...

Ben hiç günahkar olmadım....






19 Ağustos 2015 Çarşamba

Başladım...

Bana dedi ki: "Kanserim! Bir süre evden gitmem gerek, tedavi olmalıyım""

Onun kendine yakıştırdığını ben daha kimselere yakıştıramadım, yıkıldım!

Ne bir çorap, ne bir kazak, herşey asılı kaldı bıraktığı yerde aylarca. Büyüdü ama kızım, sütüm azaldı. Büyüdü acım, inancım azaldı.

Kapının önüne bırakılan alışveriş poşetleri de gördüm ben, paspasın altına gecenin bir yarısı, sadaka niyetine bırakılan paralar da! 

Öldürmedi kanser, olmayınca öldürmüyormuş meğer! Lüks arabalara sebep oldu yan etki olarak, evin faturaları dahi ödenmezken! 

İmitasyon olan giydiği tişört değildi, kalbiydi! Kirlenmişti bir kere... İyileşsin diye dua eden bir kadınla bebeğini, binbir gece yalanlarıyla zindana atan bir vicdanın karasıydı, oturan gözlerine... 

Bitmişti bile... Hem de çoktan... Geçince aylar, cevapsız kalınca sorular, uyunamayınca uykular; aydınlandı zihnim de... En yakınım sandıklarımdan gizlediklerim, geldi dile. Şahit oldular, yemediğim her lokmaya, her lokmada tükenişime, konuşmadılar. Konuşacakları başkaymış, öğrendik mahkemede!


Bir çanta dolusu para, bir lüks araba, az biraz fiyaka, üç beş de avcı hatun bulunca, adam olunur mu bu devirde?

Beklerken ben, git dediler bana evden, süren doldu! Çocuğunu mağdur etmeyeceğine yemin eden Adam, kanserli hali ile tam da bize ev tutacakken kalp krizi geçirdi aniden! Yersen... Ben hastanede ararken onu, çıkıverdi bir gece klubünden... Tam bir Yeşilcam entrikasıydı sergilenen! 

Toplandık mecbur, sattık eşyaları, dağıttık ona buna, minicik bir kız çocuğu kucağımda. Babamın evine yollamaya çabalarken o, beni, kurdum kendime bir yuva! Ben evi değil, hayallerimi yıkıp geçerken haberi bile olmadı! Kızım gece ateşlendi, haberi olmadı. Bahçenin ortasına geçip onun yolunu gözledi, haberi olmadı. Düştü, ağlamadı,  haberi olmadı. İstediği alınamadı, haberi olmadı. Korktu, omzunu aradı, haberi olmadı. Kırıldı, incindi, haberi olmadı. Anne işe gitme diye boynuma sarıldı, haberi olmadı. Bisiklete hiç binmedi, haberi olmadı.. Büyüdü 5 yaşına geldi, haberi olmadı!

Bu kısmını hiç anlatmadım ben bu Masal"ın... Hep bundan sonrası yazıldı benim için. O evde 9 ay neler yaşadım, bırakın yazmayı daha kimseye anlatmadım! Neden?? Bilmem...

Belki de affettiğimden.

Ama birileri affetmesin bence, benim yerime... Bilsin herkes. Utanmadan mahkemeye çıkıp yalancı şahitlik yapanı da, işbirlikçi olanı da, kalbini satılığa çıkaranı da... En çok da ; utanmadan, Yıktığı evin üzerine ev kuranı, Babalığı  parayla satın almaya kalkanı, kendi gölgesinden dahi korkanı, yine yeniden bir başkasını kandıranı!

Bir ömür geçirmek için yemin ettiğimden, kardeş dediğimden- sığındığımdan yediğim kazıktan bu denli tokum ben, inanmalara...

Diyeceğim şu ki; yaşadıklarım bunlar! Eksiği çok, fazlası hiç yok. Değişmez bazı şeyler; saf-yalın-sadece Anne"yim ben ve herkes kendi kalbinin ekmeğini yer! 

Cennetle Cehennem değil uzakta, hepsi bu dünyada... 

Ben izleyeceğim hepsini çooook uzakta!

Selametle:)

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Son...

Yazamadım henüz bir son.

Hiçbir alaturka sonu yakıştıramadım kendime. Hala daha gelişmedeyim bu sebeple. Mümkün mü zaten rüzgar bir oraya bir buraya eserken dümeni sabit tutabilmek bu devirde?? Baktım monoton oldu hikaye; mekan değiştiriverdim. Baktım populer kültür dram istiyor, kişileri sadeleştirdim! Baktım olmuyor, bakmaktan vazgeçerim diye beklerken herkes, bakış açımı değiştirdim.

Neticede yazıyorum yahu hala.... Bazen sahte sandığım gerçekleri yazıyorum, bazen gerçek sandığım sahtelerin üzerini çiziyorum. Olur da üçgenlere düşersem, dik tutmaya alıştığım kuyruktan sebep, hipotenüsleri seçiyorum. Kendi eksenim etrafında dönüyorsam eğer, çapım kadar konuşuyorum, merkeze gelince susuyorum. Dört tarafım eşit değil ki benim, baştan aşağı orantısızım ama doğru yoldan şaşmıyorum. Diyeceğim o ki; hiç pişman değilim! Haritam belli.... Rotam kadere meyilli...

Ve ben mutlu sonu görene kadar vazgeçmeyeceğim kalemimle sırdaş olmaktan. Değilim mükemmel, değilim güzel, değilim çok akıllı, değilim çok başarılı, değilim en iyi... Değilim herkesin herşeyi. "Benim": Herşeyin birazı!!

Bahsi geçen noktayı da koyacağım elbet ama...
O güne var daha...
Birgün sorgusuz, sualsiz, kayıtsız, korkmadan, hesap yapmadan düşünce biri aklıma...
Birgün o mum kokulu evlerde şarkılar bana çalınca....
Birgün başımı koyduğum yerde huzur bulunca...
Birgün bir çift göze,  kızımın yüzünü o ilk gördüğüm andaki hisle bakınca...
İşte o zaman: Merhaba...

Finali "the end" ile yapmak değil benim niyetim. Ben ancak sonu baştan hayal edilmiş bir Masala "AŞK"ı ekler, okuyanlara selam ederim...

Severim...

4 Nisan 2015 Cumartesi

Tutulma!

Bir sağıma baktım, bir soluma baktım... Yok dedim baktığın yer yanlış! Sen en iyisi aynaya bak kızım, döndüm durdum, kendi gözlerimin içine baktım.

Bir süredir bakmıyormuşum  oysa ki ben en çok gözlerim anlatır sanardım! Birşeyler yaşandı son birkaç ayda anlatmadığım. Gerçi anlatacak kadar derin değilmiş yaşadıklarım! Yanlışım....

3 sene kadar geriye gittim, 1 sene kadar ileri... Beklemediğim yerden geldi hep sorular cevap veremedim. Baktım olmuyor; boş bıraktım! Öğrencilik alışkanlığım😉

Günler geçti; Güneş tutulacak dediler önce, değişeceksin! Daha ne kadar değişebilirdim ki?? Ay tutulacak sonra, derinleşeceksin. Derinlerime sağlık, derin bir kişiliğim , doğuştan meziyetim✌️

Her zamanki kendimi birşey sanar, o sandığım şeyin ne olduğunu bilmez edamla dedim ki: yaa he he...

Dilim tutulaydı demeyeydim... Dedi ve"lerin aranılan yüzü olmaktan uzak olmayı nedense öğrenemedim!

Hayatta evlenmem dedim; birkaç ay geçmedi!
Çocuk ne yaa sizinkileri severim dedim kuzenime, meğer hamileymişim.
Akademisyenlikten vazgeçmem dedim, durum ortada; özel sektörde profesörlüğe meyilliyim!
Bir daha asla aşık olmam dedim. Aaaaa bak bu oldu, tövbe diyin, dilinizi ısırın! (Yazar burada önce kendini, sonra okuyucuyu kandırıyor)

Dedim ve...
Başladı işte...
Benim maksimum sürem 2 sene. 2 senede bir format atıyorum kendime...
Şimdi yeniden!
Ay bahane, Güneş de değil mesele....
Benim huyum böyle!
Gözlerimin içine baktım ve dedim ki:
Korkma...
Çünkü boşta değil ellerin...
En son ne zaman korkmuştun ki zaten?
Korku ancak; mağlubiyeti baştan kabullenmiş olanlara yakışır, sen mutlu sonunu baştan yazdın; hayat sadece yönetmen; senaryoyu alnına kendin kazıdın...
Dedim ve...
Karar verdim!
Zamanı geldi....
Selametle❤️